
English
Turkish
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Resim efektini seç
Sıraya Koy: Sola Ortaya Sağa
JAPON BALIKÇISI Yazar: Nazım Hikmet Ran Denizde bir bulutun öldürdüğü Japon balıkçısı genç bir adamdı. Dostlarından dinledim bu türküyü Pasifikte sapsarı bir akÅŸamdı. Balık tuttuk yiyen ölür. Elimize deÄŸen ölür, Bu gemi bir kara tabut, Lumbarından giren ölür. Balık tuttuk yiyen ölür Birden deÄŸil ağır ağır, Etleri çürür dağılır. Balık tuttuk yiyen ölür. Elimize deÄŸen ölür, Tuzla güneÅŸle yıkanan Bu vefalı, bu çalışkan Elimize deÄŸen ölür. Birden deÄŸil ağır ağır Etleri çürür, dağılır, Elimize deÄŸen ölür... Badem gözlüm beni unut, Bu gemi bir kara tabut, Lumbarından giren ölür. Üstümüzden geçti bulut. Badem gözlüm beni unut Boynuma sarılma gülüm, Benden sana geçer ölüm Badem gözlüm beni unut. Bu gemi bir kara tabut. Badem gözlüm beni unut. Çürük yumurtadan çürük Benden yapacağın çocuk. Bu gemi bir kara tabut Bu deniz bir ölü deniz. İnsanlar ey, nerdesiniz? Nerdesiniz? ŞEYH BEDREDDİN DESTANI'NDAN Yazar: Nazım Hikmet Ran YaÄŸmur Çiseliyor, Serez’in Esnaf Çarşısında YaÄŸmur Çiseliyor. Korkak YavaÅŸ Sesle Bir İhanet KonuÅŸması Gibi. YaÄŸmur Çiseliyor, Beyaz Ve Çıplak Mürted Ayaklarının Islak Ve Karanlık Toprağın Üstünde KoÅŸması Gibi. YaÄŸmur Çiseliyor, Serez’in Esnaf Çarşısında, Bir Bakırcı Dükkanının Karşısında Bedreddin’im Bir AÄŸaca Asılı. YaÄŸmur Çiseliyor, Gecenin Geç Ve Yıldızsız Bir Saatidir. Ve YaÄŸmurda Islanan Yapraksız Bir Dalda Sallanan Åžeyhimin Çırılçıplak Etidir. YaÄŸmur Çiseliyor, Serez Çarşısı Dilsiz, Serez Çarşısı Kör. Havada KonuÅŸmamanın, Görmemenin Kahrolası Hüznü Ve Serez Çarşısı Kapatmış Elleriyle Yüzünü. YaÄŸmur Çiseliyor. CEVİZ AĞACI Yazar: Nazım Hikmet Ran Başım köpük köpük bulut, İçim dışım deniz, Ben bir ceviz aÄŸacıyım Gülhane parkında, Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz. Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. Ben bir ceviz aÄŸacıyım Gülhane parkında, Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril. Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var, Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a. Yapraklarım gözlerimdir.ÅžaÅŸarak bakarım. Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u. Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım. Ben bir ceviz aÄŸacıyım Gülhane parkında, Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. SALKIMSÖĞÜT Yazar: Nazım Hikmet Ran Akıyordu su gösterip aynasında söğüt aÄŸaçlarını. Salkımsöğütler yıkıyordu sularda saçlarını! Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere koÅŸuyordu kızıl atlılar güneÅŸin bittiÄŸi yere! Birden bire kuÅŸ gibi vurulmuÅŸ gibi kanadından Yaralı bir atlı yuvarlandı atından! Bağırmadı, gidenleri geri çağırmadı, baktı yalnız dolu gözlerle uzaklaÅŸan atların parıldayan nallarına! Ah ne yazık! Ne yazık ki ona dört nala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatamayacak, beyaz orduların ardında kılıç oynatamayacak! Nal sesleri sönüyor perde perde, Atlılar kayboluyor güneÅŸin batığı yerde! Atlılar atlılar kızıl atlılar, atları rüzgâr kanatlılar! Atları rüzgâr kanat... Atları rüzgâr. Atları... At... Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! Akar suyun sesi dindi. Gölgeler gölgelendi renkler silindi Siyah örtüler indi mavi gözlerine sarktı salkımsöğütler sarı saçlarının üzerine! AÄŸlama salkımsöğüt aÄŸlama, Kara suyun aynasında el baÄŸlama! el baÄŸlama! aÄŸlama! KALMAK TÜRKÜSÜ Yazar: Özdemir Asaf Daha gidilecek yerlerimiz var Åžu sohbetini dinler gideriz CoÅŸtukça ÅŸarkılar, türküler, sazlar Rakı mı, ÅŸarap mı, içer gideriz Geçse de umudun baharı yazı Gözlerde kalıyor yaÅŸanmış izi Kimseler kınamaz burada bizi Ne varsa hesabı öder gideriz Söyleyecek sözü olan anlatsın İsterse içine yalan da katsın Yeter ki kendinden, bizden söz etsin Yalanı doÄŸruyu sezer gideriz Neler gördük neler bu güne kadar Daha gidilecek yerlerimiz var Bizi buralarda unutamazlar Kalacak bir türkü söyler gideriz Sevgiye var olduk sevdik sevildik Kavgalara girdik öldük dirildik Bir anlam fırını icinde piÅŸtik Anlamlı güzeli sever gideriz. JÜRİ Yazar: Özdemir Asaf Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, BirinciliÄŸi beyaza verdiler LAVİNİA Yazar: Özdemir Asaf Sana gitme demeyeceÄŸim Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar, Yanımda kal. Sana gitme demeyeceÄŸim. Gene de sen bilirsin. Yalan istiyorsan yalanlar söyleyeyim. İncinirsin. Sana gitme demeyeceÄŸim, Ama gitme, Lavinia. Adını gizleyeceÄŸim Sen de bilme, Lavinia. ADILOş BEBENIN NINNISI Yazar: Ahmed Arif DoÄŸdun, Üç gün aç tutuk Üç gün meme vermedik sana AdiloÅŸ bebem, Hasta düşmeyesin diye, Töremiz böyle diye, Saldır ÅŸimdi memeye, Saldır da büyü... Bunlar, Engerekler ve çıyanlardır, Bunlar, Aşımıza ekmeÄŸimize Göz koyanlardır, Tanı bunları, Tanı da büyü... Bu,namustur Künyemize kazılmış, Bu da sabır, AÄŸulardan süzülmüş. Sarıl bunlara, Sarıl da büyü. HASRETINDEN PRANGALAR ESKITTIM Yazar: Ahmed Arif Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuÅŸ uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. YitirmiÅŸ tılsımını ilk sevmelerin, YitirmiÅŸ öpücükleri, Payı yok, apansız inen akÅŸamlardan, Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... YokluÄŸun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... LEYLIM-LEYLIM Yazar: Ahmed Arif Leylim leylim, dünyamızın yarısı Al-yeÅŸil bahar, Yarısı kar olanda, Gene kavim-kardaÅŸ, can-cana düşman, Gene yediboÄŸum akrep, sarı engerek, Alnımızın aklığında puÅŸt iÅŸi zulüm Ve canım yarı geceler, Çift kanat kapılarına karşı daraÄŸaçları Mapushanede çeÅŸme Yandan akar olanda, GelmiÅŸ, yoklamış ecel, Kaburgam arasından, Yoklasın hele.. Çağıdır can dayanmaz, Çağıdır, en çalat, en ası Cehennem koncası memelerinin. Çağıdır, kırk gün kırk gece Kolların boynuma kemend Ne canım, kötüye inat. Vaaah ki ne desem? KurÅŸunları namluya sürülü, İk`elleri kan, Devriyeler uykumuzu yıkar olanda Alır yüreÄŸim: Yankın yasak, aynalara. İnemem, bahçanda talan, Tam, boÅŸ yanı bu derim, namussuzun Tam, bıçağım cehennem gibi güzelken Aklıma düşüyorsun, Ellerim arık.. BilmiÅŸ bütün zulalar EÄŸri hançer, kara mavzer, kan pusu Ve insan düşünün o en orospu, O en ayıp, frengili yemiÅŸi Çıldırtılmış uranyum, BilmiÅŸ, Bilsinler, Sana nasıl yandığımı Uuuyyy gelin.. İşte kan tutmuÅŸ korsanlar, Haramla beslenmiÅŸ, azgın, Düzmece peygamberler Ve cüceleri, Ve iÄŸdiÅŸ ve aptal kölelerine karşı İşte bir kez daha, bu can bendeyken, Deli divanenim iÅŸte, Uuuyyy gelin.. Bu yasaklar firavun kalıntısı, Yoksun akdan karadan, Gizline, canevine kurulu faklar, Gün ola, umut kesip korkunç yetinden Murdar tutkusuna dünyasızlığın, Gün ola, düşesin bekler. Düşme, ölürüm. Gözlerinden gözlerinden olurum Leylim leylim, ayvalar nar olanda, Sen bana yar olanda, Belalı başımıza Dünyalar dar olanda.. İSTIKLAL MARşı Yazar: Mehmet Akif Ersoy Korkma, sönmez bu ÅŸafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!' Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu ÅŸiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl... Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl! Ben ezelden beridir hür yaÅŸadım, hür yaÅŸarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? ÅžaÅŸarım! KükremiÅŸ sel gibiyim, bendimi çiÄŸner, aÅŸarım. Yırtarım daÄŸları, enginlere sığmam, taÅŸarım. Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boÄŸar, 'Medeniyet!' dediÄŸin tek diÅŸi kalmış canavar? ArkadaÅŸ! Yurduma alçakları uÄŸratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. DoÄŸacaktır sana va'dettiÄŸi günler hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı. Sen ÅŸehit oÄŸlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uÄŸruna olmaz ki feda? Åžuhedâ fışkıracak toprağı sıksan, ÅŸuheda! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Ruhumun senden, ilâhi, ÅŸudur ancak emeli: DeÄŸmesin mâbedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki ÅŸahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerihamdan, ilâhi, boÅŸanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden nâ'şım; O zaman yükselerek arÅŸa deÄŸer belki başım. Dalgalan sen de ÅŸafaklar gibi ey ÅŸanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl: Hakkıdır, hür yaÅŸamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl! UYAN Yazar: Mehmet Akif Ersoy Baksana kim boynu bükük aglayan. Hakki hayatindir senin ey müslüman, Kurtar artik o biçareyi Allah için. Artik ölüm uykularindan uyan. ** Bunca zamandir uyudun kanmadin, Çekmedigin çile kalmadi, uslanmadin. Çignediler yurdunu baÅŸtan baÅŸa. Sen yine bir kerre kimildanmadin. ** Ninni degil dinledigin velvele, Kükreyerek akmada müstakbele. Bir ebedi sel ki zamandir adi, Haydi katil sen de o coÅŸkun sele. ** KarÅŸi durulmaz cereyan sine-çak... Varsa duranlar olur elbet helak. Dalgalarin anmadan seyrini, Göz göre girdâba nedir inhimak? ** DehÅŸeti maziyi getir yadina; Kimse yetiÅŸmez yarin imdadina. Merhametin yok diyelim nefsine; Merhamet etmez misin evladina? ** Ben onu dünyaya getirdim diye KalkiÅŸacaksin demek öldürmeye! Sevk ediyormuÅŸ meger insanlari, Hakki-i übüvvet de bu canilige! ** Dogru mudur ye’s ile olmak tebah? Yok mu gelip gayrete bir intibah? BeklediÄŸin subh-i kıyamet midir? Gün batıyor sen arıyorsun tebah.! ** Gözleri maziye bakan milletin, Ömrü temadisi olur nakbetin. Karşına müstakbeli dikmiÅŸ Hüdâ, Görmeye lakin daha yok niyyetin. ** Ey koca ÅŸark! Ey ebedi meskenet! Sen de kımıldanmaya bir niyet et. Korkuyorum, Garbın elinden yarın, Kalmayacak çekmediÄŸin mel’anet. ** Hakk-ı hayatın daha çiÄŸnenmeden, Kan dökerek almalısın merd isen. Çünkü bugün ortada hak sahibi, Bir kiÅŸidir: "Hakkımı vermem" diyen. SUSKUNUM SANA Yazar: Adnan Yücel Hangi ÅŸiire baÅŸlasam suskunum sana DaÄŸ göğsünde bir kaya diliyle suskun GüneÅŸte kavrulan bir kum tanesi Çatlayan dudaklarım oluyor her gece YaÄŸmura suskun yaÅŸamaya suskun Haykırabilsem Belki bir nehir köpürebilir sesimde Silinebilir kuraklığın bütün izleri Upuzun çöller vadileÅŸebilir içimde Hangi güzelliÄŸi özlesem suskunum sana Yürek boÅŸluÄŸunda bir of kadar suskun Özlüyorum seni masmavi KoÅŸuyorum sana bembeyaz Ve kahroluyorum bir anda kapkara Ah oluyorum Of oluyorum Ve susuyorum Oysa haykırabilsem Işık yumağı bir pınar olur soluÄŸum Hangi türküye uzansam suskunum sana Ağıt ağıt, özlem özlem suskun Tut ki vurulmuÅŸum AÅŸktan ve kandan bir damla olmuÅŸum Bir saçlarının rüzgarına Bir de aÄŸzının kıyılarına konmuÅŸum Hangi dalga silebilir beni senden Hangi kasırga koparabilir Ben saç tellerinde bir ezgi olmuÅŸum CoÅŸkuların her ÅŸahlanışında Sana deprem deprem susmuÅŸum Ve sana susmaktan inan ki yorulmuÅŸum Yeter olsun gözlerinde ışık fırtınası Sözlerinde baskı yasası yeter Hangi kavgayı özlesem suskunum sana Zafer sabahlarında gece kadar Bayram sabahlarında yas kadar suskun Böyle güzelliklere de Böyle suskunluklara da lanet olsun Al bu suskunluÄŸumu al artık Al ki Bütün gürültüler kahrolsun RıHTıMDA UYUYAN GEMI Yazar: Ahmet Hamdi Tanpınar Rıhtımda uyuyan gemi Hatırladın mı engini? Sert dalgaları, yosunu Suların uÄŸultusunu? N'olur bir sabah vakti Çağırsa bizi sonsuzluk Birden demir alsa gemi BaÅŸlasa güzel yolculuk. Yırtılan yelkenler gibi Enginle baÅŸbaÅŸa kalsak. Ve bir ÅŸafak serinliÄŸi İçinde, uykuya dalsak. Rıhtımda uyuyan gemi Hatırladın mı engini? Gidip de gelmeyenleri Beyhude bekleyenleri? DELI KUş Yazar: Ahmet Telli Deli kuÅŸ bilir misin nedir türküler kadar sevdalanmak duyabilmek yüreÄŸinde bir depremin uÄŸultusunu Suya düşen bir karanfilse yüreÄŸin bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm vursun seni o taÅŸtan bu taÅŸa o çaÄŸlayandan bu çaÄŸlayana sürüklesin Kavgadan uzak kalmışsan sevdadan da uzaksın demektir devinmez yüreÄŸinin maÄŸması çatlamaz sabrın kara taşı unutma BALıKLıGöL Yazar: Arif Nihat Asya Senin ey gönül, siyah balıklarına Yem atar yolcular, gelip, burdan Ver derinden bakanların gözüne Görünür bir beyaz balık, nurdan. KARA TOPRAK Yazar: Aşık Veysel Şatıroğlu Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sâdık yârim kara topraktır Beyhude dolandım boÅŸa yoruldum Benim sâdık yârim kara topraktır Nice güzellere baÄŸlandım kaldım Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum Her türlü isteÄŸim topraktan aldım Benim sâdık yârim kara topraktır Koyun verdi kuzu verdi süt verdi Yemek verdi ekmek verdi et verdi Kazma ile döğmeyince kıt verdi Benim sâdık yârim kara topraktır Âdem'den bu deme neslim getirdi Bana türlü türlü meyva yedirdi Her gün beni tepesinde götürdü Benim sâdık yârim kara topraktır Karnın yardım kazmayınan belinen Yüzün yırttım tırnağınan elinen Yine beni karşıladı gülünen Benim sâdık yârim kara topraktır İşkence yaptıkça bana gülerdi Bunda yalan yoktur herkes de gördü Bir çekirdek verdim dört bostan verdi Benim sadık yârim kara topraktır Havaya bakarsam hava alırım TopraÄŸa bakarsam dua alırım Topraktan ayrılsam nerde kalırım Benim sâdık yârim kara topraktır DileÄŸin varsa iste Allah'tan Almak için uzak gitme topraktan Cömertlik topraÄŸa verilmiÅŸ Hak'tan Benim sâdık yârim kara topraktır Hakikat ararsan açık bir nokta Allah kula yakın kul da Allah'a Hakkın gizli hazinesi toprakta Benim sâdık yârim kara topraktır Bütün kusurumuzu toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor Kolun açmış yollarımı gözlüyor Benim sâdık yârim kara topraktır Her kim ki olursa bu sırra mazhar Dünyaya bırakır ölmez bir eser Gün gelir Veysel'i baÄŸrına basar Benim sâdık yârim kara topraktır BEBEKLERIN ULUSU YOK Yazar: Ataol Behramoğlu İlk kez yurdumdan uzakta yaÅŸadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok BaÅŸlarını tutuÅŸları aynı Bakarken gözlerinde aynı merak AÄŸlarken aynı seslerin tonu Bebekler çiçeÄŸi insanlığımızın Güllerin en hası, en goncası Sarışın bir ışık parçası kimi Kimi kapkara üzüm tanesi Babalar çıkarmayın onları akıldan Analar koruyun bebeklerinizi Susturun susturun söyletmeyin SavaÅŸtan yıkımdan söz ederse biri Bırakalım sevdayla büyüsünler Serpilip geliÅŸsinler fidan gibi Senin benim hiç kimsenin deÄŸil Bütün bir yeryüzünündür onlar Bütün insanlığın gözbebeÄŸi lk kez yurdumdan uzakta yaÅŸadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Bebekler, çiçeÄŸi insanlığımızın Ve geleceÄŸimizin biricik umudu... ANNEM YOK ARTıK Yazar: Ataol Behramoğlu Annem yok artık. Beni düşünen kalbi yok. Bitti. Umutsuz olmak istemiyorum. Umutsuzlugun bir çıkar yol olmadıgını biliyorum. Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu, Kalabalığın arasında kuÅŸ gibi çırpınan varlığını Çok gördü Dalgın yüregini çok gördü Bizim için çarpan,kaygılarla dolu yüreÄŸini. Annem yok artık.Bu kesin.Gelinecek bir yere gitmedi. İşte geldim çocuklar demeyecek Nasılsın yavrum demeyecek Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını, Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık, Yine gel demeyecek, Çıkarken ben kapıdan,çıkıp karanlığa karışırken Yeni bir dönemi baÅŸladı ömrümün, Annemin olmadığı dönemi, Onu yüregimin üstüne nasıl bastırmak İstediÄŸimi bilemeyecek artık. Gençlik dönemleri birÅŸey anlatmıyor bana, Aklımda hep son dönemlerinin annemi Hayatım sürüp gidecek,annem olmadan, Çocuklarım oldugunda onlara annemi anlatabileceÄŸim Sadece. FotoÄŸraflarına bakacaklar, Ufarak,biraz mahsunca bir kadın Küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri tırmanıp Kapımı açıp girmeyecek YüreÄŸi dopdolu,trafikten insanlardan ÅŸaÅŸkın, Kocasına sıgınan biraz bütün fotograflarında Hayatım rüzgar gibi akıp geçiyor, UÄŸultulu bir rüzgar gibi akıp geçiyor hayatım... KOL DüğMELERI Yazar: Barış Manço Hatırlarım bugün gibi sessiz geçen son geceyi Başın öne eÄŸik bir suçlu gibi bana verdiÄŸin hediyeyi İki küçük kol düğmesi bütün bir aÅŸk hikayesi İki düğme iki ayrı kolda bizim gibi ayrı yolda AkÅŸam olunca sustururum herkesi her her ÅŸeyi Gelir kol düğmelerimin birleÅŸme saati Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana Bitsin bu iÅŸkence kalsınlar bu arada Heyhat sabah gün ışıldar yalnız gece buluÅŸanlar YaÅŸlı gözlerle ayrılırlar düğmeler gibi Bizim gibi bizim gibi ayrılırlar bizim gibi ayrılırlar UNUTMADıM SENI Yazar: Barış Manço Dün yine yapayalnız DolaÅŸtım yollarda YaÄŸmurlarda ıslanan BomboÅŸ sokaklarda gözlerimde yaÅŸ kalbimde sızı Unutmadım seni Unutamadım unutamadım Ne olur anla beni Unutmak kolay demiÅŸtin Alışırsın demiÅŸtin Öyleyse sen unut beni Yeterki benden isteme Yıllar ikimizdende Çok ÅŸeyler götürmüş Sen yeni yuva kurarken Beni paramparça bölmüş DAğLAR Yazar: Barış Manço Ellerimle büyütüyüm Solarıken diritiyim ÇiçeÄŸimi kopardın sen Ellere verdin DaÄŸlar daÄŸlar Kurban olam yol ver geçem SevdiÄŸimi son bir olsun Yakından görem İSTANBUL DESTANı Yazar: Bedri Rahmi EyüboÄŸlu İstanbul deyince aklıma martı gelir Yarısı gümüş, yarısı köpük Yarısı balık yarısı kuÅŸ İstanbul deyince aklıma bir masal gelir Bir varmış, bir yokmuÅŸ İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir Anadolu'da toprak damlı bir evde Gülcemal üstüne türküler söylenir Süt akar cümle musluklarından Direklerinde güller tomurcuklanır Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluÄŸum Gülcemalle gider İstanbul'a Gülcemalle gelir İstanbul deyince aklıma Bir sepet kınalı yapıncak gelir Åžehzadebaşı'nda akÅŸam üstü Sepetin üstünde üç tane mum Bir kız yanaşır insafsızca diÅŸi Boyuna posuna kurban olduÄŸum Kalın dudaklarında yapıncağın balı Tepeden tırnaÄŸa arzu dolu Sam yeli söğüt dalı harmandalı Bir ÅŸarap mahzeninde doÄŸmuÅŸ olmalı Åžehzadebaşı'nda akÅŸam üstü Yine zevrak-i derunum Kırılıp kenara düştü İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir Dokuzuncu Senfoniyle kolkola Cezayir marşı gelir Dört başı mamur bir gelin odası Haraç mezat satılmakta Bir gelinle güvey eksik yatakta Köşede sedef kakmalı tombul bir ut Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta Sonra ellerinde ÅŸamdanlar nargileler Paslı Acem kılıçları Amerikan kovboyları Eller yukarı Ne kadar da beyaz elbiseleri Amerikan deniz erleri Kocaman bir papatyadan yolunmuÅŸlar gibi Sütten duru buluttan beyaz Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin Yakışmaz Ama harbederken onlara BambaÅŸka elbiseler giydirirler Kan rengi, barut rengi, duman rengi Kin tutar kir tutmaz İstanbul deyince aklıma Kocaman bir dalyan gelir Kimi paslı bir örümcek ağı gibi Gerinir Beykoz'da Kimi Fenerbahçe'de yan gelir Dalyanda kırk tane Orkinos Kırk deÄŸirmen taşı gibi dönmektedir Orkinos dediÄŸin balıkların ÅŸahı, Orkinos mavzerle gözünden vurulur Denizin içinde aÄŸaçlar devrilir Kan çanağına döner dalyanın yüzü CamgöbeÄŸi yeÅŸili bulanır Bir çırpıda kırk Orkinos Reisin sevinçten dili dolanır Bir martı gelir konar direÄŸe Atılan Kolyosu havada yutar Bir baÅŸkasını beklemez gider Balıkçı gülümser tatlı tatlı Adı Marikadır bu martının der Her zaman böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Adalar gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır Çalımından geçilmez altmışlık madamların AÄŸzı dili olsa da tenhadaki çamların Görüp göreceÄŸi rahmeti anlatsa insanların İstanbul deyince aklıma kuleler gelir Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır Ama ÅŸu Kızkulesi'nin aklı olsa Galata kulesine varır Bir sürü çocukları olur İstanbul deyince aklıma Tophane'de küçücük bir sokak gelir Her Allah'ın günü kahvelerine Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir Kimi dilenecek dilenmesine utanır Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm Çöpçü olmuÅŸtur bugüne bugün Kiminin sırtında periÅŸan bir küfe Kiminin sırtında nakışlı semer Åžehrin cümbüşüne katılır gider Kalın yaÄŸlı bir kolana koÅŸulur Piyano taşırlar omuz omuza Kendinden ağır yükün altında adamlar Balmumu gibi erir dururlar Sonra kanter içinde soluk alırlar Nazik eÅŸya nazik hamallar ister neylersin Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin Nazdan nazik çiniden bilezik eller Derken Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses Evlere ÅŸenlik Üstad Sinir Zulmettin Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: Gamı ÅŸadiyi felek Böyle gelir böyle gider İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Güne güneÅŸe karşı yirmibeÅŸbin kiÅŸi Hepsinin dudağında İstiklal Marşı Bulutlar atılır top top pare pare YirmibeÅŸbin kiÅŸilik bir aydınlık içinde eririm Canım aÄŸzıma gelir sevinçten hilâfsız İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm İstanbul deyince aklıma Stadyum gelir Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık Memleketimin insanlarına Daha fazla sokulmak isterim yanlarına Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar Göğsümü gere gere Ver Lefter'e yaz deftere Stadyum gelir İstanbul deyince aklıma Binlerce insanın aynı anda Aynı ÅŸeyi duymasından doÄŸan sevincin Heybetini düşünürüm Birbirine eklenir kafamda Binler yüzbinler milyonlar Sonra bir mısra havalanır ürkek Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar İstanbul deyince aklıma Yahya Kemal gelirdi bir eyyam Åžimdi Orhan Veli gelir Deminden beri dilimin ucundasın Orhan Veli Deminden beri senin tadın senin tuzun Senin ÅŸiirin senin yüzün Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur Gelir sessizce konar bu ÅŸiirin bir yerine Neresine mi arayan bulur Erbabı bilir Deli eder insanı bu ÅŸehir deli Kadehlerin çınlasın Orhan Veli İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Burgaz adasında kıyıda Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele baÅŸbaÅŸa Ana avrat küfrederler uçan kuÅŸa eÅŸe dosta Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli Ziba mahallesinde gece yarısı Sabaha Galata'dan geçer yolları Maytaba alacakları tutar kahvede Zararsız bir deliyi Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun Çaktırmadan gazetesini tutuÅŸtururlar fakirin Sonra oturup sessizce aÄŸlarlar İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir Taşında toprağında suyunda Fakirin fukaranın yanıbaşında Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir Kıldan ince kılıçtan keskin Hep iyiden güzelden yana Hep kimsesizlerin İstanbul deyince aklıma Sait'in son yılları gelir Hey Allah'ım en güzel çağında Sait'e Dört beÅŸ yıl ömrün kaldı denir Sait Sait olur da nasıl dayanır Mavi gözlü çocuk boÅŸverir ölüm haberine İhtiyar balıkçı pis pis düşünür Bir zehir yeÅŸilidir açılır Bir yeÅŸil ki ciÄŸerine iÅŸler adamın Bir yeÅŸil ki kasıp kavurur Küçük mavi çocuk İhtiyar balıkçı Ve dilimize bulaÅŸan zehir yeÅŸili İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri Dilimiz yaÅŸadıkça yaÅŸasın Sait'in ÅŸiiri İstanbul deyince aklıma Sabiyem gelir Sabiyem boynundan büyük bir demetle Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir Bahar nereden gelirse velhasıl Sabiyem oradan gelir Ne delidir ne divane Aslını ararsan çingenedir Tepeden tırnaÄŸa güneÅŸtir Topraktır Anadır Analar içinde bir tanedir Biri sırtında biri memesinde biri karnında Karnı her daim burnundadır Canını mendil gibi takar diÅŸine Yürekten birÅŸeyler katar iÅŸine Bir ucundan girer ÅŸehrin ötekinden çıkar Alçakgönüllüdür Sabiyem Hem masa satar, hem göbek atar Ver bir çeyrek güzelim der Neyse halin o çıksın falin Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz Sonra anlatır dün gece başına gelenleri Görürüm üryamda bir sarı yılan Cenabet uÄŸraşır durur benimlen Uyanır bakarım benim bebeler Yatağın ucuna kaymış Ayağımın parmaklarını emer İstanbul deyince aklıma Bir basma fabrikası gelir Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta Kanter içinde mahzun Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun Fabrikada pencereler tavana yakın Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin Dışarda aÄŸaçlar dizi dizi Duvarlar duvarlar uzun duvarlar Niçin aÄŸaçlardan ayırdınız bizi Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor Dışarda dışarda dışarda Mevsim gürül gürül akıp gidiyor Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin Kötü kötü düşünüyor İpeÄŸin akışına doyum olmaz Ama gel gör ki ipekli emprimeden oÄŸlana don olmaz Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz Bir top Amerikandan neler çıkmaz Perdeler yatak çarÅŸafları çoluÄŸa çocuÄŸa çamaşır Sakız gibi aÄŸarmış bir top Amerikan bezi Gülsüm'ün gözleri kamaşır Üçüncü oÄŸlanı doÄŸururken Gülsüm Bir top Amerikana hasret sizlere ömür Gülsüm'lerin sürüsüne bereket Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet Gider Gülsüm gelir Gülsüm Azrail ettiÄŸin bulsun İstanbul deyince aklıma AÄŸzına kadar soÄŸan yüklü bir taka gelir Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeÅŸil Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan Yaz demez kış demez mutlaka gelir Kirli yelkeninde yeni bir yama Demirinin pası gelir dilime Nabzımda duyarım motorunun hızını Canımın içine sokasım gelir İri kalçaları pullu denizkızını İstanbul deyince aklıma Takalar gelir Alçakgönüllü kalender Ya Peleng-i Deryadır adları ya ÅžimÅŸir-i Zafer İstanbul deyince aklıma Koca Sinan gelir On parmağı on ulu çınar gibi Her yandan yükselir Sonra gecekondular gelir ardısıra İsli paslı yetim Ey benim dev memesinde cüceler emziren acayip Memleketim BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMı SEVDIM Yazar: Can Yücel Hayatta ben en çok babamı sevdim. Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek – Nasıl koÅŸarsa ardından bir devin, O çapkın babamı ben öyle sevdim. Bilmezdi ki oturduÄŸumuz semti, Geldi mi de gidici – hep, hepp acele iÅŸi! – Çağın en güzel gözlü maarif müfettiÅŸi. Atlastan bakardım nereye gitti, Öyle öyle ezber ettim gurbeti. Sevinçten uçardım hasta oldum mu, 40’ı geçerse ateÅŸ, çağ’rırlar İstanbul’a, Bi helallaÅŸmak ister elbet, diğ’mi, oÄŸluyla! Tifoyken baÅŸardım bu aÅŸk oy’nunu, Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu. En son teftiÅŸine çıkana deÄŸin KoÅŸtururken ardından o uçmaktaki devin, Daha baÅŸka tür aÅŸklar, geniÅŸ sevdalar için Açıldı nefesim, fikrim, canevim. Hayatta ben en çok babamı sevdim. BIR CIN ÅžIIRI Yazar: Can Yücel Davacı zengin, davalı yoksulsa Zenginden yana iÅŸler yasa Davacı yoksul, davalı zenginse Davalıda kalır yine nizalı arsa Davacı da davalı da zenginse davada Özür diler çekilir aradan kadı Davacı da davalı da yoksulsa, bak, Sade o zaman iÅŸte yerin bulur hak DENIZ FENERI Yazar: Fazıl Hüsnü DaÄŸlarca Uzanmis koca burun açik denize dogru, Lacivert ve gri gecenin degerinde. Karanlikla baslar bir dünya sevgisi, Deniz feneri parlar, Talihe aldirmadan kayalar üzerinde. Bulutlar birlesir alaca düzlüklerde, Çöker uzak limanlardan bir sis. Bir sikinti baslar karanliginda kaderin, Bildirir, yaninca yaninca, Ömrün neresindesiniz, askin neresindesiniz? Yüregin mi daraliyor, yildiz isiginda, Birak anilar gitsin biraz daha geri. Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir, Düsün nasil durmus sabirla yüzlerce yil, Hep bu benekte bu deniz feneri. Bak deniz savaslarina, yasli korsanlara, Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmis, Bir tek göz kadar kara ve mavi, Enginle bos, Kismetsiz balikçilara bakmis. Saçlarinda tuz kokan, ölü kokan bir serinlik, Yüzünde bir firtina tadi. Durursun yorgun, umutsuz, Birden bir daha yanip söner, sevinçle titrersin, Bir sey, belki de yasaman uzadi. Yaslidir dullarin ölçülmez özleminde, Güçlüdür kocaman geceleri tasir. Delidir, konusmaz, uyumaz, Sonrasizligin iyiligini bekler, kötü günlerden, Akillidir. Sarhos gemilerimiz sallanir sallanir, Gömülmüs kasirgalarin uykusuyla belli, Kayalar mezarlara benzer enginlerden, Duyulur sudan göge kadar, "Ölüsü kandilli." Vakit yok olur, zamandan bosalir varlik, Düsmez burçlardan haber. Bir ugursuzlukla agir ve yorgun, Bütün insanlar bitti sanirsiniz, Deniz feneri gülümser. SENI DüşüNüYORUM Yazar: Melih Cevdet Anday ÇocukluÄŸunu düşünüyorum Emilia Deniz yolundaki ıssız yolu sabahleyin Hani saçların atkın uçuÅŸuyordu rüzgarda Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleÄŸinin Seni kucağıma alıyorum Emilia Ben büyüttüm seni ben yetiÅŸtirdim Bu güne bu sevdaya TopraÄŸam ekmeÄŸim kitabım ÅŸiirim Sen ne varsa doÄŸrudan iyiden yana Gözümün nuru baÅŸamın tacı efendim BIRDENBIRE Yazar: Orhan Veli Kanık Her ÅŸey birdenbire oldu. Birdenbire vurdu gün ışığı yere; Gökyüzü birdenbire oldu; Mavi birdenbire. Her ÅŸey birdenbire oldu; Birdenbire tütmeye baÅŸladı duman topraktan; Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire. YemiÅŸ birdenbire oldu. Birdenbire, Birdenbire; Her ÅŸey birdenbire oldu. Kız birdenbire, oÄŸlan birdenbire; Yollar, kırlar, kediler, insanlar... AÅŸk birdenbire oldu, Sevinç birdenbire. BIR DEVRIN DESTANı Yazar: Ozan Arif Oturdum,düşündüm sebep ne neden? Kızıla deÄŸil de ala kıydılar. Bazan Yunus,bazen Yavuz'ca giden Yolcuya kıydılar,yola kıydılar. İlahi bir aÅŸkla tütüp dururken AteÅŸinde küfür kızıl erirken. Işığı yarına müjde verirken OcaÄŸa,ateÅŸe,küle kıydılar. Bu söz yeni deÄŸil söylenmiÅŸ önce Diken yaranırmış deveye anca Deve çobanından baÄŸban olunca Dikeni bırakıp güle kıydılar. Allah için biri gerçeÄŸi görüp Dökmedi zehirin tasını kırıp Üstelik zehiri süngüye sürüp Ne tuhaf deÄŸil mi bala kıydılar. Baba evladına kıyar sanmazdım Zaten kıyan el olsaydı tınmazdım Önceden kıysalar yine yanmazdım Zafere bir adım kala kıydılar. Ahde vefa var ya,umutmuÅŸ gardaÅŸ O umut ki bizi uyutmuÅŸ gardaÅŸ Baltalar sapını unutmuÅŸ gardaÅŸ Ormana aÄŸaca,dala kıydılar. Çekilenler hayalimde yadımda Anlatmakla bitmez iki adımda Kırkdörtten seksene hesapladım da Otuzaltıbuçuk yıla kıydılar. İnanan ne zaman olmuÅŸ ki maÄŸlup? Kıysalar da biziz yarın ki galip Lakin oyununu oynadı salip UÅŸakları üç hilale kıydılar. Bu gerçeÄŸi Arif olan söylüyor Kıyanın kurduÄŸu plan söylüyor Kim derse ki gaflet,yalan söylüyor Bunlar bize bile..bile kıydılar. BU YıL BU DAÄŸLARıN KARı ERIMEZ Yazar: Pir Sultan Abdal Bu Yıl Bu DaÄŸların Karı Erimez Eser Bâd-İ Sabâ Yel Bozuk Bozuk Türkmen Kalkıp Yaylasına Yürümez Yıkılmış AÅŸiret İl Bozuk Bozuk Kızılırmak Gibi ÇaÄŸladım Aktım El Vurdum Göğsümün Bendini Yıktım Gül Yüzlü Cerenin Bağına Çıktım Girdim Bahçesine Gül Bozuk Bozuk Elim Tutmaz Güllerini Dermeye Dilim Tutmaz Hasta Hâlin Sormaya Dört Cevabin Mânasını Vermeye Sazım Düzen Tutmaz Tel Bozuk Bozuk Pir Sultan'ım Yaratıldım Kul Diye Zalim PaÅŸa Elinden Mi Öl Diye Dostum Beni Ismarlamış Gel Diye GideceÄŸim Amma Yol Bozuk Bozuk SULARDA GüNEÅŸ OLMAK Yazar: Rıfat Ilgaz I Kıyıda kum çakıl yosun. Gidenlerden BoÅŸuna deÄŸil martıların hırçınlığı Köprülerin altından geçen sular var ya Kürsülerde lâfını ettiÄŸimiz Biraz da köprülerin üstünden akmalı II YeÅŸilin sarıya dönüşü korkutmasın seni Morarıp silinmesi maviliklerin Kırmızının akıp gitmesi damarlarından İşimiz kolay deÄŸil o denli Kargaların içgüdüsel ölmezliÄŸine inat İnsanca ölebilmeli III Ne ilkyaz bulutlarında yıkanan Bir mezar taşısın uzun ömürlü Ne kış güneÅŸinde silkinen selvisin Bir mezarlık deÄŸilsin anıların gömüldüğü YeÅŸilin bitkiselliÄŸini sürdürmeye gelmedin IV En güzel sarılarda düşsel Bir ayçiçeÄŸi güneÅŸte tek başına Bir de karanlık sularda güneÅŸ olmak Bu daha güzel DRAMA KöPRüSü Yazar: Ruhi Su Drama köprüsü Hasan, dardır geçilmez, SoÄŸuktur suları da Hasan, bir tas içilmez Anadan geçilir Hasan, yardan geçilmez At martini de bre Hasan, daÄŸlar inlesin Drama mahpusunda Hasan, dostlar dinlesin Mezar taÅŸlarını Hasan, koyun mu sandın Adam öldürmeyi de Hasan, oyun mu sandın Drama mapusunu Hasan, evin mi sandın At martini de bre Hasan, daÄŸlar inlesin Drama mahpusunda Hasan, dostlar dinlesin ARKADAÅŸ Yazar: Sait Faik Abasıyanık Bugünlerde bir akÅŸam, ÅŸehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine Selim-i salis gibi oturacağım. Önümde rakı... dışarda akÅŸam. akıntı, kayıklar ve gelip geçen... Meyhanenin kapısından, iki elini gözüne siper edip bakan birisi; '' Bu herif aşık '' diyecek. Saçları periÅŸan, dudakları mürekkepli, hali bencileyin serseri bir kızı Büyük bir sandal - Akıntının içinden çekip Rakı kadehimle benim arama bırakacak DiyeceÄŸim: '' Bu akÅŸam deÄŸil bir baÅŸka akÅŸam seni alıp bir kocaman ÅŸehre göyüreceÄŸim: ''O ÅŸehirde toprak çoktan patlamıştır; ''Yıkılmıştır bildiklerim; ''Kocaman cepheleriyle borsalar, saraylar, kimbilir belki de mahkemeler, zindanlar... ''Masaldır artık ''Onların kahramanlığı, onların merhameti, onların fazileti... Ezanalar, mevlütler, harbler, taburlarla kahramanlar... Kafam alkolsüz, ellerim kelepçesiz, Seni bir akÅŸamüstü, Sotiraki' nin gazinosundan Rakı kadehimle benim aramdan alıp Altın akÅŸamların sarı çocukların tırmandığı KuÅŸların öttüğü ve yemiÅŸlarin yendiÄŸi Hudutsuz ve çitsiz, Perisiz ve cinsiz, Kümessiz ce evsiz Hasılı numarasız Bir memlekete götüreceÄŸim. İstasyondan iner inmez Seni metrolar baÅŸka beni baÅŸka tarafa götürsün. Zararı yok1 Yalnız yine böyle kumral akÅŸam üstleri Yapayalnız kaldığım kasım akÅŸamları BuruÅŸuk manton, dağınık saçların;mürekkepli aÄŸzın ve hemÅŸire çahrenle - Ayaklarını bir sandalyeye dayayıp- Bana iki satır birÅŸey söyleyeceksin: ''Bugün ne yaptın, çalıştın mı? '' İstersen sonra kalkar, gezmeye gidersin Bensiz... Sen bilirsin. ABANOZ SOKAğı Yazar: Ümit YaÅŸar OÄŸuzcan Kirli çarÅŸaflar aÄŸardı karanlıktan Abanoz sokağında akÅŸam olmaktadır Alçacık sedirlerde üryan kadınlar Kötü kadınlar, kederli kadınlar Çaresiz yalnızlıklar içinde Sığınmış merhametine kederin Kan gibi, irin gibi kadınlar EzilmiÅŸ bir çiçeÄŸe benzer kalpleri Gözbebeklerinde saadetten eser yok BekleÅŸirler gelecek ilk sevgiliyi Bu umutla sürüklenir sofalarda ayaklar Sahipsiz ayaklar, zavallı ayaklar Ayaklar çeker ağırlığını kaldırımların Sürer ayakların çilesi mezara kadar SoÄŸuk ürpertileri içinde kimsesizliÄŸin Yorgun yatağında bir kadın aÄŸlar Günahkar dudakları kıpkırmızı Sürmeli gözlerinde mor mor halkalar Bir aksiseda gibi dağılır aynalarda 'Biraz aÅŸk, biraz heyecan, biraz ümit' Böylece hayat geçip gider loÅŸ odalarda Solar güneÅŸ ışığı çiçekli basmalarda Boyanır efkarlı yüzler ağır ağır Kalçaları çürük içinde bir kötü kadın UnutulmuÅŸ türküler söyler hafiften Basık tavanlı odalar aydınlanır Alçacık sedirlerde üryan kadınlar Abanoz sokağında akÅŸam olmaktadır
Bu e-kartı değerlendirmek için lütfen yıldızlara tıklayınız. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kapatmak için tıklayınız
Düzelt Şimdi Gönder
Düzelt Şimdi Gönder
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Medya Getirici
Kara Liste
Rasgele E-Kart/Davetiye
HaberPostası
Bize UlaÅŸ
Gizlilik Poliçesi
Kullanım Kuralları
Yardım
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Stork Corporation
![]()
Stork Web Tasarım /
Stork Ticaret /
Stork Danışmanlık /
Stork Çeviri - Tercüme /
Stork Ara Bulucu
Siteler:
Türkiye'nin İnternet Portalı /
Adiyamanli.Org (Turizm Portalı) /
Arama Motoru /
Chat ve Sohbet /
İP Adresiniz
/ Benim Gibi Anneler
Bedava Flash Oyunlar /
Türk Haber Ajansı /
Yazılım Portalı /
Arkadaşlık Portalı /
Sorular ve Cevaplar /
Åžans Kurabiyeniz /
Seri İlanlarınız /
Şu anda ne yapıyorsunuz?



